Ana içeriğe atla

Kayıtlar

FB, GS’siz, GS, FB’siz olur mu?

Söz, Lefter Küçükandonyadis”e ait. Hatırlamamıza neden olan da, bugün Lefter’in sonsuzluğa göçü günü olması! Her takımın oynatmak, her taraftarın takımında görmek istediği bir futbolcu kişiliğine sahipti. Seyir zevki yüksek, bilekleri zarif, attığı çalımlar inanılmazdı. O kadar rahat gol atardı ki O’nun için “ver Lefter’e, yaz deftere” denilirdi. Ama O Fenerbahçeli idi. Yani anlayacağınız ezeli rakiptendi.
VURUN ŞU GAVURA! Böyle rakibe can kurban; insan ister ki bütün rakipleri, Lefter Küçükkondanyadis gibi olsun. Hakan Dilek’in anlatımından aktarıyorum: “Bir gün Lefter'e Galatasaray-Fenerbahçe rekabetiyle ilgili düşüncesini sormuşlar. Küçükandonyadis'in yanıtı net olmuş: ‘Galatasaray'sız Fener, Fener'siz Galatasaray olmaz!.” O “KARA GÜNLER”de, yani 6-7 Eylül olayları sırasında, Büyükada’daki evi, “vurun şu gavura” diye höyküren  ırkçı-şovenlerin saldırısına uğramıştı. Sabaha kadar direnmiş; sabah, Lefter’in evinin basıldığını duyan Fenerbahçelilerin yardıma koşmasıyla…
En son yayınlar

DİYANET LAĞVEDİLMELİDİR!

Diyanet İşleri Başkanlığı sitesinde yer alan ve tepkilere yol açan “9 yaşındaki kız çocukları evlenebilir” açıklaması tesadüfü mü? Elbette değil! 16 yıllık AKP iktidarına baktığınızda bu tarz açıklamalarla ve hatta yasal değişiklik önerileriyle sıklıkla karşılaşabilirsiniz. Daha önce bu tarz açıklamalar, aralarında AKP içinde pozisyon tutmuş tek tek şahıslar tarafından yapılır; gösterilen tepkiler üzerine iktidar sözcüleri, yapanı kınar, olmadı, “meczuptur” diyerek toplumun yükselen öfkesini yatıştırırlardı. 16 yılda aldıkları yola bakıldığında, ortam sıcaklığına sahip kazana atılan kurbağanın suyunun kaynadığı halde kurbağanın tepki vermemesi durumuyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Müslümanlık söz konusu olduğunda, Vehhabilik damarının Türkiye’de her zaman bir karşılığı olmuştur; ancak ilk kez bu kadar net bir biçimde bizzat devletin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na sirayet ettiği görülmektedir. YAĞMURDAN KAÇARKEN DOLUYA TUTULMAK! “Din dışı hurafelerin din olarak be…

Müttefik Seçme Özgürlüğü

Her politik hareketin bir hedefi ve bu hedefine varmak için belirlediği bir stratejisi olduğu tartışma götürmez. Hedeflerine varmak için farklı politik hareketlerle “stratejik ortaklık” içine girmeleri de… Türkiye, 15 Temmuz “Darbe Teşebbüsü” ile başlayıp halen devam eden bir “ara rejimi” yaşamaktadır ve bu “ara rejim”, nedeniyle ülke “Sırat Köprüsü” hassasiyetine sahip bir dönemden geçmektedir. Böyle dönemlerde farklı politik hareketlerin iki temel noktada ayrıştığı görülmektedir. Bu temel ayrışmayı, parlamenter demokrasiyi olmazsa olmaz görenler ve parlamenter demokrasiyi amaca varmak için bir “ara istasyon” olarak değerlendirenler olarak tasnif edebiliriz. 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL’in giderek kalıcılaşması ve parlamentonun işlevsizleştirilerek ülkenin çıkartılan KHK’ler ile yönetilmesi, politik hareketlerin iki farklı temel ayrışma noktasında kümelenmesine de nede olmuştur. ASLOLAN KİŞİLER DEĞİL MEVZUATTIR! Bu kümelenme, son çıkartılan 696 Sayılı KHK ile daha da belirgin b…

Maraş'ı Unutmak İnsanlığımızı Unutmaktır!

Maraş katliamı, 39. yılını geride bıraktı. Resmi rakamlara göre o katliamda 111 kişi katledildi. “Cami bombalandı” yalanı üzerine halkı kışkırtmışlar; Yörük Selim gibi mahalleleri yerle bir etmişlerdi. Katliam sonrası Ecevit’e ulaştırılan 1 Ocak 1979 tarihli belgeye bakıldığında, katliamı yapanlar, karanlık ama örgütlü güçlerdi.

Huri Var, Zebani Yok!

CENNET VAR AMA CEHENNEM YOK! Muş! En azından bazı Türklere göre öyle! Araştırma 2012’de yapılmış.
PEW’in yaptığı Dünya Müslümanları Araştırma Raporu’nda ilginç sonuçlar var. Örneğin Türklerin yüzde 96'sı meleklere, yüzde 92’si kadere ve alın yazısına inanıyormuş. Eyvallah! Her 100 Türk'ten 92'si cennete inanıyormuş. Buna da eyvallah! Gelin görün ki cehenneme inananların oranı yüzde 87 imiş. Yani yüzde 5’lik bir kesim, “cennet var ama cehennem yok” diyormuş. “Huri var ama Zebani yok” diye de okunabilir. “Her şey zıddıyla kaim”ken aradaki farkın nasıl oluştuğunu merak ediyorsanız, memleketin yerinden çıkmış çivisine bakabilirsiniz. O kadar haksızlığı-hukuksuzluğu kim yapıyor? O kadar yolsuzluğa kim göz yumuyor, kim alıyor bu rüşvetleri? Kim eziyor kimsesizleri, kim çıkıp gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor? Kim katlediyor kardeşlerimizi? Kim çalıyor ödediğimiz vergileri?
Diye soruyorsanız, bu yüzde 5'e dikkatle bakın!

2019: Kendinizi yönetirseniz, kentinizi de yönetirsiniz!

Rivayet edilir ki bir ülkenin hükümdarının atı kaybolmuş. Ülkesinin falcılarını, alimlerini toplayan Hükümdar, onlardan atının nereye gittiğini bulmalarını istemiş. Atı bulmak için herkes seferber olmuş ama bulamamışlar. Bunun üzerine hükümdar, atını bulana ödül vereceğini açıklamış. Ödülü duyan herkes atı aramak için yollara düşmüşse de sonuç hüsranmış. Günler geçtikçe hükümdarın umutları da azalmış.
EMPATİ YAPABİLMEK! Tam umutları tükenmek üzereyken hükümdara, bir çobanın kendisiyle görüşmek istediği iletilmiş. Hükümdar umutsuzmuş ama gene de çobanı kabul etmiş.  Çoban, kaybolan atı bulabileceğini söylemiş. Hükümdar pek inanmamış ama yapacağı de bir şey yoktur. “Peki öyleyse ara bakalım” diye çobana izin vermiş. Çok geçmeden de çoban atı bulup getirmiş. Hükümdar, bilginlerin, alimlerin, keskin nişancıların, dağları mekan tutmuş avcıların bulamadığı atı, bir çobanın nasıl bulduğuna anlam verememiş. Merakını gidermek için çobana sormuş: “Bu atı bulmak için herkes seferber oldu …

Kadın Hakları: Mücadele Kazandırır(*)

Uygur Hakanının annesi Uluğ Hatun, anlaşmazlıkları çözen, bir çeşit yargıçmış! Tarih, o sıralar, 7. Yüzyıl… İbn-i Batuta, ki Anadolu’ya yaptığı seyahat ile ünlüdür, İznik’te, huzuruna çıktığı Nilüfer Hatun’u kastederek, “Bu memlekette kadınlar erkeklerden daha üstün” diye yazdığında, tarih, 1333’müş! O zamana kadar kadınlar pazara da gider, sandala da binerlermiş. KADINLAR İÇİN KARANLIK DÖNEM! Ta ki 3. Mehmed’e kadar! Hani şu tahta çıktığı gün, 19 kardeşini aynı anda öldürten Padişah… İşte O, dönemin Şeyhulislamının verdiği fetva ile kadınların kaymakçı dükkanlarına girmelerini yasaklamış. Tarih, 1603’müş! Yerine gelen I. Ahmed, muhtemelen O’ndan geri kalmak istememiş; O da, kadınların erkekler ile aynı sandala binmelerini yasaklamış. Tarih 1610’muş! Abdulhamid’lerden birincisi, 1787’de, kadınların mesire yerlerine gitmelerini; Mahmud’lardan ikincisi ise 1828’de, ince kumaştan ferace giymelerini yasaklamış. Derken, önce kadınların sokağa çıkmaları haftada dört gün ile sınırlanmış; so…