Bugün Anneler Günü! Dünya o kadar hızlı değişiyor ki, Kal-u Bel’a’dan bile eski olan anne-çocuk ilişkisi, biraz da “piyasa” üzerinden yeni bir şekle girmiş bulunuyor. Yaşadığınız kentin caddeleri, bulvarları, sizi, zaten, annenize dair “bir şey” yapmaya zorluyor. “Piyasa”, bizim yerimize her şeyi düşünmüş; vitrinlere taşımış; çocuklara, kendilerine “ilk kundaklık” yapan anneleri için içeri girip, paketlemek düşüyor. Günün özelliği, “mana ve ehemmiyeti” de bu arada sıradanlaşıyor; ne gam!.. O’nu sıradanlıktan kurtarmak da “bir denizin kollarında sallandığı” günleri hatırlayan çocuklarına düşüyor. “Karartılmış mevsimler”den geçen bir anekdotu aktarmak istiyorum. Henüz telgrafın, ucu yanık mektupların hüküm sürdüğü bir Anneler Günü’nde, yaşamını Erzincan’ın bir dağ köyünde sürdüren anneme telgraf çekmiştim; “seni seviyorum” demek için. O tarihlerde, o coğrafyada, telgraf, kötü haber demekti ve okuma yazma bilmeyen annem, telgraf okunana kadar az daha kalbine yenilecekmiş. “Yüreğinden başk...
Yorumlar
Yorum Gönder