Ana içeriğe atla

Kayıtlar

VURDUMDUYMAZ KURBAĞALAR VE YENİ DEVLET

Kime sorsanız enseste karşı! “Aşağılık” diyeni de var; “iğrenç” diyeni de. “Bu ne yaman çelişki” diyebilirsiniz ama göre herkesin karşı olduğunu yüksek sesle belirtme gereği duyduğu ensestin gerçekleşme oranı yüzde kırkmış! Küçücük çocukların bütün bir hayatı travmatik yaşamalarına neden olan bu oranın ancak binde biri mahkemelere konu oluyormuş. Konu oluyor da ne oluyor? Ensestci, “erkeklerle gezmesine izin vermedim; o yüzden bana iftira atıyor” şeklinde, artık ezbere bildiğimiz bir savunma yapıyor. Tanık olarak da karısını gösteriyor; yani çocuğun annesini! Kürsüye çıkan çaresiz kadın, “kocam haklı, kızım iftira atıyor; benim kocam öyle bir şey yapmaz” diye kendisine dikte ettirilen ifadeyi veriyor. “Şekil şartları” yerine getirilir getirilmez serbest kalan o “erkekler”in sonraki “icraatları”nı, istatistiklere yansımadığı için bilmiyoruz. En “sağlam” tanık konumundaki çaresiz annelerin “tahliye” sonrası çocuğuna söylediği rutin cümle ne biliyor musunuz? “Söyledin de ne oldu? Ele güne…
En son yayınlar

ADALET OLURSA TÜRKİYE KAZANIR!

Galile’yi hatırlıyor musunuz? Yaptığı çalışmalarla “modern fiziğin babası” unvanını almış bir bilim insanı. Hatırlıyorsanız, “dünya, güneşin etrafında dönüyor” dediği için Engizisyon Mahkemesi’nde yargılanır. Yargılama sırasında, “dünyanın hareket ettiği” fikrinden vazgeçmeye ve bu görüşlerini lanetlenmeye zorlanır. Engizisyonun şartlarını kabul eder ama gene de hapse atılır. Hapisteyken gözlerini kaybeder. Sonra O’nu ev hapsine mahkum ederler; ömrünün sonuna kadar evde yaşamak zorunda kalır. Çünkü adaletsizliği engelleyecek güce sahip değildir. "GENE DE DÖNÜYOR DÜNYA"!
Bir iddiaya göre mahkemede pişman olduğunu itiraf ettikten hemen sonra yakınında bulunanlara, bir başka iddiaya göre de ölmeden az önce “eppur si muove" diye fısıldar. Yani “gene de dönüyor dünya”! Almanların, “adalet yoksa memleket yıkılır” şeklinde bir sözleri vardır. Nitekim bilimsel gerçeklere gözlerini kapatan ve adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran Kilise Düzeni, bilimsel bilginin ışığı karşısınd…

Bekle, O Günler Gelsin İstanbul!

Başlık, bir ütopya üzerinden İstanbul’a seslenen Vedat Türkali’nin o muhteşem şiirinden! Türkali’nin, “Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul/ Bekle bizi” dizeleri, belki de ilk kez ütopya olmaktan çıkıp gerçeğe bu kadar yaklaşmaktadır. Bunu sağlama potansiyeli taşıyan ise Enis Berberoğlu’nun haksız ve hukuksuz tutuklanmasıyla birlikte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü”dür. İstanbul’a doğru yol alan “Adalet Yürüyüşü”, Türkiye’nin artık farklı bir güzergaha girdiğinin işaretidir. Bu yürüyüş, adaletin terazisinin bozulduğunun; düzelebilmesi için yeni bir konsensüse ihtiyaç olduğunun göstergesidir. “GEÇMİŞE AĞLAMAK FAYDA VERMEZ” Denilebilir ki ve zaten denilmektedir ki bunca haksızlık ve hukuksuzluk yapılırken neredeydiniz? Başta Demirtaş olmak üzere HDP’li vekiller tutuklanırken, işlerini ve ekmeklerini geri almak için bedenlerini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın dönüşü olmayan yola girdiklerinde neden sesiniz çıkmadı? Neden 16 Nisan…

Ezidi'ye arka çıkmazsan!...

Rivayet bu ya, bir Ezidi, bir Hıristiyan ve bir Müslüman üç arkadaş, Midyat’ta gezinirlerken, dere kenarında güzel bir bostan görmüşler. Midyat’ın ağalarından birine aitmiş bostan! Etrafa bakmışlar, kimse yok! Dalmışlar bostana, istediklerini koparıp yemişler. Sonra da yan gelip yatmışlar! Ağa bu! Su uyur ağa uyumaz! Bakmış üç delikanlı, bostanında uyuyor; üstelik her şeyin tadına baktıklarını da anlamış. Ağanın canı çok sıkılmış. Ancak kızgınlığını üçüne karşı aynı anda gösteremeyeceğinin de farkındaymış. Önce Ezidi’ye yönelmiş: “Ulan” demiş, “hadi İslam ve Hıristiyanlık hak dini. Onlar benim malımı, benden izin almadan yiyebilirler. Peki sen bu hakkı nereden alıyorsun?” Başlamış vurmaya!
Ağa, Ezidi’yi “yer misin, yemez misin” diye döverken, diğer iki arkadaşı, hiçbir müdahalede bulunmamış; sessizce seyretmişler. Muhtemelen akıllarından, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” sözü geçmiştir. Ama “yılan” bu, “dokunmanın tadı”na bir kez vardı mı, bir daha durmaz. Nitekim öyle olmuş; ağa, Ezidi’yi d…

Aslolan hayattır, hayat ise BeşiktAşk(*)

Biri din, diğeri futbol olmak üzere iki şey için afyon kavramı kullanılır. Gençlik yıllarında söylediği “din halkın afyonudur” sözü ile Marx’ın, gerçek sorunlar yumağı içinde çaresiz kalan halkın din aracılığıyla ulaştığı huzuru aldatıcı bir mutluluk olarak tanımladığını biliyoruz. Aynı tanımlama, özellikle 20. Yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren futbol içinde yapılmış bulunuyor. Salazar’ı “futbol, fado, fiesta” üçlemesiyle Franco’yu ise halkı yönlendirmek için ustaca kullanılan araçlardan biri olan futbolun oynandığı alanları “uyku tulumu” olarak tanımlamasıyla hatırlıyoruz.





























































Limon yetmez; tekila ve tuz da istiyoruz!

YSK’nın yasaya aykırı olarak geçerli saydığı mühürsüz oylar sayesinde kabul edilen Anayasa paketi kesinleşti ve böylece Erdoğan’ın partisine geri dönmesinin önü açıldı. Böylece fiilen hiç ayrılmadığı AKP’yi hukuken de yönetme ve Türkiye’nin yıllar önce vazgeçtiği partili Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getirme hakkına kavuştu. Bu durum, sandık kapanır kapanmaz hayır oyu atanların tamamıyla evet atanların önemli bir bölümünün sonuçların şaibeli olduğuna ilişkin mutabakatını daha da belirginleştirdi. 1 Mayıs meydanlarının önceki yıllara oranla daha kalabalık ve coşkulu olması da bunu göstergesi! İşte ve “ahval ve şerait” içinde yerel, genel ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağı 2019’a doğru yol alıyoruz. BİR NOKTADAN SAYISIZ DOĞRU GEÇER! Referandum, bir matematik kuralı olan bu sözü sosyal hayatta da doğrulamış oldu. Farklı doğruların kesişme noktası halindeki hayır oylarının yekpare durması halinde 2019 seçimlerinin AKP ve Erdoğan açısından zorlu geçeceği anlaşılıyor. Zoru kolay et…

Ahlaken Yalnız Kalmak!

Tarihin en tartışmalı referandumu sonuçlandı. Toplum olarak “hayır” dediğimiz halde, kanunu açıkça ihlal eden YSK’nın yaklaşık 2,5 milyon “mühürsüz oyu” geçerli saymasının sonucunda“evet” cephesi kazanmış ilan edildi. Böyle bir kararın, troller hariç, evet verenlerin çoğunluğu dahil olmak üzere, hepimizin göğsünün üstüne bir ağırlık çökmesine, haksızlığa uğramışlık duygusuna kapılmamıza yol açtığına eminim. Bu yazı yazıldığında henüz sonuç kesinleşmemişti ama artık Türkiye’de yeni bir hukuksal düzen geçerli! Bu yeni hukuksal düzen, hiç kuşkusuz binlerce yıllık vicdani geleneği ve ahlaki birikimi de yok etti. Vicdani gelenek ve ahlaki birikim denilince izlediğim filmden bir cümle dikkatimi çekti. AŞK, ŞİDDET VE CİNAYET!  Filmin adını hatırlamıyorum. Birbirlerine sırılsıklam âşıklarken günü geldiğinde aşkları biten bir çiftin cinayete varan hikâyesi! Kadın oldukça varlıklı ama ilişkilerinin başlangıcındaki temel saik bu değil; hakikaten aşıklar. Sonrası malum; bıktırıcı tekrarlar, ruti…